CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS »

11 Kasım 2008 Salı

lost.

- bugün varya acayip lost oldum. ben dün çok saroştum taammı böyle ama zehirlenme derecesinde yani, eve geldim gece babam fln uyandırdı hastaneye gidek mi fln öle bişey. işte o sarojluk anlarında aypodumu düşürmüştüm, bozulmuş böyle yamulmuş bu sabah uyanınca gördüm. hemen koştum beşiktaşa,aypod servisine. verdim işte, yaparız fln dediler, kasayı da değiştirek mi dediler. yeni kasaya baktım nası güzel. mavi böyle, sıfır aypod gibi. ama kıyamadım işte yok dedim kalsın dedim, emektar dedim. cidden eski daa güzel gözüküyo, beraber yaşadığımız anılar felan, hepsi gözümün önünden film şeridi gibi geçti :) kıyamadım o boktan kapağa :)
neyse beşiktaştan maçkaya maçkadan beşiktaşa gitmeye çalışırken yürüyerek 10 defa kayboldum. nası tırsıyorum ama çıkmaz sokaklar, karanlık apartmanlar, bildiğin bi kabus yani. insanlara soruyorum böyle yön tarifi fln, hepsi de manyak çıktı, aynı korku filmlerindeki gibi. boş boş bakıyolar, yavaş cevap veriyolar, niye soruyosun napcan orayı gitme fln diyenler bile çıktı :) ulan diyorum acaba rüya mı görüyorum hala o sarojlukla fln, daha bugün olmadı mı fln. çok pis korktum işte. şarjım da bitti, telefoncunun birine girdim 5 dakka şarj olsun diye o da bi konuştu muabbet etmeye çalışıyo fln, he diyorum zoraki. berber kuaför muabbetleri gibi. herifin ne dediğini bile hayal meyal hatırlıyorum, o derece saykodelik olmuşum yani. neyse sonra telefonum açıldı fln, beşiktaşın içinden jolene çıktı :) böyle enteresan bi gün oldu, çok alakasız tesadüflere maruz kaldım yani, sora mesela yolda koşarken biri hişt dedi bi baktım melis. daha 18 saat olmamış görüşmeyeli oha ne alaka yani.
ben bunları anlatmıcaktım da niye tutamadıysam kendimi, asıl yazcaklarımdan fln kaydım hep. ne yazcağımı da unuttum iyi mi :)

- has doydum'un bok gibi dürümlerini özledim. bok gibiydi ama alışkanlık yapıyodu bide has doyuruyodu yani :)

- böyle aksarayda, vatanda, eminönünde fln şeyler oluyo ya hani, oto galerimsi yazaneler. ben onları çok merak ediyorum. sahiplerini fln da çok merak ediyorum, ne iş yapıyolar tam olarak hiç anlamadım :) böyle süngeri pörtlemiş bi ofis sandalyesi, telesekreterli bi telefon, masanın üzerinde hiç kullanılmamış ajanda, hesap makinesi, dravdan şirket adının yazdığı kaşe, muhtemelen patronun adının yazdığı pirinç bi levha, duvarda aynı kategorideki başka bi şirketten hediye duvar saati ya da imsakiye fln. :) içerde de 2 tane araba, vitrinden onlar gözüküyo. hedehödö a.ş. olsun mesela adı da. napıyolar onlar meslek olarak çok merak ediyorum. gerçekten bak :) eğer babası amcası fln bu tarz bi şirkete sahip olan okurlar varsa bi açıklık getirsin bu belirsizliğime, lütfen. ticaret desen diyil, oto galeri desen diyil, enteresan bi şirket çeşidi, yalandan gibi.
bütün işleri ;
"orhan abi yazaneye gidelim ikindi vakti de bu ayın işlerini halledelim senle"
"lan musti gel de bi iskender söyliyim sana hem şu dayıoğlunun işi konuşuruz"
"oğlum, 2 çay söyle ordan abinle bana"
diyaloglarını kurmakmış gibi geliyo bana :)
neyse aydınlatan olursa çok sevinirim, şimdilik adios.

9 Kasım 2008 Pazar

optik zum.

- şimdi şöyle söyliyim yine başlık bulamadım. o yüzden son günlerde beynime işleyen ilk şeyi yazdım başlık olarak. onun optik zumu şöyle şunun bataryası şöyle, o pilli makinedir efendim alkalin pil kullanır, diğerinin odak derinliği şudur fln, uyuyunca gözlerimin önünden makineler objektifler, body kapakları fln geçiyo. bi de rüyamda kapalı kutuyu açıyorum, açık kutuları kapatıyorum. sony gibi sikindirik bi makinenin ama en çok talep gören kompakt makinenin kutuları çok boktan mesela. sony işte ne bekliyosun. kutu bi kere açılınca yavşıyo gevşiyo, bi daha kapatıp açmak çok zor. işte rüyamda onları açıyorum, dillerini denk getirmeye çalışıp, kenarından çıkan garanti belgelerini sıkıştırıyorum. bi de mesela vakumlu pakette hafıza kartı açmaca var ki, ne siz sorun ne ben söyliim, güzelim ellerim ne hale geliyo. hala güzeller gerçi de tırnaklarım acıyo, yara bere hiç çekemem. neyse.

- dijital reyonuna bayan eleman arıyoruz, beylikdüzü civarında ilgilenen varsa, fotoraf makinesinden de anlıyosa gelsin hemen başvursun. ben de referans veririrm çaba sarfederim yani.

- kırmızı, ikinci el, adidas eski campus lerden arıyorum, 43 numerö. deforme olmuş 42 de olur. ortaokulda giydiğim vardı bi tane, geçen gün çıkardım 40 numaraymış o, nası güzel ayakkabı ama olmuyo işte. bildiğim herşeyi denedim, bağcıklarını komple çıkardım hatta, yok. ayak bu yani naparsın. 40 dediğin kız ayağı gibi, girer mi hiç. 42-43 numerö arıyorum. fiyatta anlaşırız. eğer sıfırını da bi yerde gören, aa bak şurda var diyen olursa çok müteşekkir kalırım, bi yemek ısmarlarım. oha çok oldu bu, gençtürksel mekdanıs olsun. bendensin genç. bi yer var mı bildiğin, ayakkabı gösterip yemek yediğin? :)

edit: eski gazelle lerden de olur. çünkü eski gazelle ile eski campus birbirine çok benziyen modeller, yeni gazelle ler farklı. o da olur yani eskilerindense.

6 Kasım 2008 Perşembe

kipatlar mipatlar.

kitap fuarına gittim bugün sonunda, hayallerim yıkıldı açıkçası. her sene daha da kötüye gidiyo, nerde o okulla gidilen kitap fuarlarının heycanı. onu bunu bırak, gerçekten gittikçe fiyatlar yükseliyo, stand çeşitliliği azalıyo, dienarlarda bulabilceğiniz tüm yayınlar stand açıyo felan. olmuyo yani. yüxexes standı vardı o güzeldi böyle, yüxexes adamı da ordaydı :) efe dedi ki aa yüxexes adamı. ondan sora uykusuz standına fln gittim, nuriş vardı bi de muhtemelen grafiker fln böyle ayak tayfasını koymuşlar. takvimler çok güzel ama hele fırat posterleri fln of diyorum. cmt çalıştığımdan dolayı ne yazık ki imza gününe gidemicem, geçen seneki çok güzeldi. bu sene gidemicek olmak üzüyo oldukça. ama şimdi gitsem de varya ışığı gören gelmiş gibi olcak bu sene, geçen sene bile nasıldı, bu sene çok popüler oldu elini sallasan insana çarpar çok kalabalık olur, işkence olur. ben de böyle konser olsun imza günü olsun, çok popüler ve de insan kaynıyan yerden tırsıyorum hafiften, tüm hevesim kaçıyo, hiç gitmiyorum. güzel kipatlar aldım sora bisürü hevesliyim yani şu an okumaya baya. bi tane kitap vardı, panorama istanbul fotorafları böyle ama 300-400 sayfa var, ciltli felan. tam 1.300 yetele. evet yanlış okumadınız, tam 1.300, yazıyla bin üç yüz. oha dedim resmen. hatta kapağına dokundum hemen bi adam geldi, o kitap 1.300 lira delikanlı dedi, elim böyle sıcak bişeye değmiş gibi reflekse çektim assiktir dedim :D uzaktan görebildiğim kadarıyla derleme gibi bişiydi ama bi de tek bi adama ait olduğunu düşünün. her bi kitaptan yeni bi makine alabilir. ikinci el D300, sıfır kilometre eos450 demek lan var mı ötesi. zenit ler fln hiç bahsetmiyorum bile. kapalı mekan, açık hava, gece, alacakaranlık, günbatımı, gün doğuşu, deniz, gökyüzü felan her koşula farklı makinesi vardır kesin. ne demek ya bin üç yüz. allam yareppim sora diyolar ki ekonomik kriz. ya ben anlamıyorum arkadaş. sanatsa sanat da bu kadar da ayaküstü şey yapılmaz insan yani, neyse ağzımı bozmiyim :)
hadi yazcam tekrar bi ara, anlatcaklarım da yok deyil. adios.

4 Kasım 2008 Salı

bordo bok olsa ya.

- aglamak istiyorum sayın seyirciler. yine orda yine orda pis köpek. üstelik bugün bi önceki otobüse bindim, mayışımı alma işlemi hesapladığımdan kısa sürünce. ama yine görüşmez miyim töbe töbe çok korktum varya. sonradan gördü zaten beni de böle bi enteresanlaştı ödevi fln bıraktı aypod dinliyorum camdan dışarı bakıyorum ayağına yattı. yapsana kızım dersini :) neyse bitti otobüs, ben hızlı hızlı okula yürüyodum acelem vardı bu sefer şey yapamadım, denk getiremedim. taşkışla kavşağında ışıklardayım, yeşile yetişemedim, kırmızıyı bekledim mecburen. tam 10-9-8 diye sayıyodu direk, yanımda belirmez mi :D ay allam nası uçtum havaya, bi an böyle ışık mışık cadde fln bulanıklaştı ben havada yürüyorum. sırıtıyorum ama böyle yere fln baktım, ters yöne baktım, hiç çaktırmıcam ya. hızlı hızlı mı yürüdün naptın, nerden çıktın çakal :) ama yarın dersim iptal oldu, hoca yokmuş, binemicem otobüse. onun umrunda olsun ya da olmasın, binemicek olmak beni içten içe hüzünlendiriyür sevgili okur. allam yaleppim, senin gri üstüne bordo yıldızlı çorabını, gri yarım konversini, dakırs gibi yumuşak kottan, rahat ama şık gri pantolonunu yiyim. farkındaysanız daha üste çıkmadım bile, o kapşonluyu, bluzu anlatamam, anlatmıyorum, kelimelerim yetmiyür çünkü, anlamayın bi tek bana kalsın, benim beynimde kalsın o görüntü :)

- briç kursu başladı bugün, çok enteresan bi sosyete. böle asosyal inek çocuklar bekliyodum, kızlı erkekli zehir gibi zeki insanlar belirdi sınıfta. sanzatü, kontr, sürkontr, bütün terimler fransızca zaten. allaan sineğine trefl diyolar ya nası karizmatik. bizde bildiğin boklu sinek yani irenç bi kaat, ama trefl demek çok güzel :)

- mediamarkt'tan mail gelmiş, özür dileyerek felan iş tecrübem olmadığından şu an için o pozisyona uygun olmadıgımı fln sölemişler, 1 sene tecrübe istiyolardı zaten en az, öylesine başvurmuştum. red de olsa gayet kibar bi cevap, haklısın medyamarkıt.

- çok yorgunum yarın okul yok diye evde kuruyasım var ama bu boşluğu da değerlendirmek lazım. önce kitap fuarı, arkasından karaköy cihangire gidicem, vurucam kendimi yollara, dağlara taşlara. bi de saçımı kestirmem lazım aslında ama ona vaktim yok haftaya kaldı. artık bir kıvırcık diil, dalgalı diil, resmen homlıs saçı oldum. fena diil ama hani bi şekle girsin be ya, yat kalk aynı kalan saç mı olur :)

- izmiri çok özledim, alsancak balçova kordon seferihisar hatta alaçatı burnumda tütüyür. 1 sene oldu gitmeyeli. hadi alaçatı seferihisar yaza kalsın okey ama izmirin kendisini çok özledim. bi teleferiğe binsek balçovada yukarda yellesek mangalı ooh. izmirin dağlarında çiçekler açar. ben varya çocukken amcamlara gidiyodum mavişehire, ki mavişehir izmirin beylikdüzüsü gibidir, karşıyakayı geç bostanlıyı geç, şehrin sonunda yani. hatta 2.etaptan fln yamanlar gözüküyo, manisa dağları :D ama o bile nası heycanlandırırdı özlemekten ölcem resmen. izmirli bi insan olsa, arkadaşım felan böyle gel dese gezelim dese, pansiyonda bile kalmayı göze alırım giderim. istemiyorum ev misafirliği fln, kalcak yer kolay. yeter ki izmir arkadaşım olsun. gel gezek desin, ordan oraya desin. yarın akşam atlar otobüse, ertesi gün gelirim resmen. yok o kadar diil ama 3-4 gün içinde gelirim, işleri ayarladıktan sonra. yok mu arttıran?

çok yazmışım, au revoir sevgili okur, dikkat et kendine.

3 Kasım 2008 Pazartesi

mıstıfa.

Mustafa' ya gittim bugün, fena diildi. yani açıkçası beklediğim gibi de diildi ama güzel bi filmdi. Ntv belgeseli tadında olmuş, hala iddaa ettikleri gibi "Atatürk'ü tüm Türkiye'ye ve dünyaya tanıtacak sivil bir sinema filmi" değil. gayet bir belgesel ve bir Türk tarafından hazırlandığı çok belli oluyo. Yani ben böyle ne kadar istemesem de fragmanlarından ve sitesinden etkilenerek güzel senaryolu fln bi sinema filmi bekliyodum, hiç görülmemiş eski videolar ve fotoraflardan meydana gelen bi kolaj çıktı karşıma, arkada Can Dündar'ın sesi.
ama yine de çok güzel yanları olan bir film. Müzikleri muhteşem ötesi, Goran Bregovic imzalı. İlk defa, "kurtuluş savası cumhuriyet yaşasın türkler" kalıbından sıyrılmış, 20. yüzyılın en büyük devrimcisini insani özellikleriyle ele almış çok güzel bi belgesel. zaten kurtuluş savaşına da çok fazla değinmeden, Atatürk'ü ön plana çıkarmışlar. Diktatör gibi gösteriliyo fln denmişti medyada, doğru. öyleymişcesine söylemler ve görüntüler yok değil. ama zaten devrim, demokrasiyi işleterek olmaz bebeyim. önce bunu öğren, sonra tartışırsın Mustafa Kemal diktatör müydü diil miydi diye. "yeni bi cumhuriyet kuralım mı leyn" diye referandum yapıcak diil heralde. kendi vizyonunu ve düşüncelerini bir milletin gelişiminin temellerini atmak için kullanmış bi adam sonuçta. ömrü yetmemiş yalnız devrimi tamamlamaya bunu daha bi farkettim filmden sonra düşünürken. 2 kişiden 1'i hala rte'ye oyunu verirken, bu devrimin tamamlanmadığını düşünüyo insan. neyse siyaset karıştırmayalım blog'a, güzel bi belgesel, gidin izleyin. 10 milyon vermeyin ama 5 yeteleyle gençtürksel'e değer.

karaköye gittim bugün, efeyle fln buluştuk ders iptal olunca. 8500 tane elektronik şey var ne acayip. çok etkilendim. akşam da alkol aldık azcık, bisikletle gelsene olm buraya uzak evin fln dedim, önüne de lava lambası takalım lan oha mütiş dedi salak :D

otobüs flörtü kadar hoş bişey yok, antibiyotik yazmıştı gerçi bi aralar. geldi yanıma oturdu böyle hem de en arkanın 5 lisinde 3 tane daha boş koltuk varken. hafif kızıl da vardı saçında. lacivert beyaz, ekoseli gömleğine vuruldum önce. beraber aypod dinledik resmen varya, böyle benim aypodumu keserken yakaladım nası sırıtıyorum kendi kendime :) döndüm camdan dışarı bakıyorum anlamasın diye. ben de onun aypodunu kestim, thom dinliyodu kendinden geçti resmen. bi kere de beni incelerken yakaladım, çakal seni :) tensel temas çok önemli dicem, oha diyenler olcak belki de. öyle diil ama gerçekten önemli. kol kola gittik bütün yol ama güzelliği sanki tanışıyomuş, çok iyi arkadaşmışcasına yakın olmakta zaten. sanki böyle potansiyel bi sevgiliyle taksime gidiyomuşuz gibi, tanışıyomuşuz kankaymış gibi. itü mimar heralde, yolda da karşıma çıktı bi daha. ama otobüsten indik, yolda karşılaştık, en sonunda ben teleferiğe devam ederken o fakültesine girdi ve bitti. işte bu güzel olan. aniden bitmesi. hiç bir söz vermeden. bi yudum almak gibi biradan, tadını damağında hissederek, hatta o tadın yavaş yavaş kaybolması. tabi yarın yine 11 buçuk otobüsüne binerse oo yes bebeyim :) oha amma etkilenmişim, bi paragraf essay yazdım resmen. ama çok hoşuma gitti napıyım. otobüsten inerken pardon isminiz ne diye sorcak kadar cesur hissettim ama tabi ki de yemedi. yarın da gelsen. 11 buçuk otobüsü. pliz. bordo bilekliğini unutma.

1 Kasım 2008 Cumartesi

lava


- lava lambası aldım, çok güzel bişey. başlık da ordan geliyür. başlık bulamadığım için lava koydum. sizi bi süredir böyle başlıksız günlük olay hikayeleriyle oyalıyorum ne yazık ki, ama güzel şeyler yazıcak kafa kalmıyo. olcak inşalla dur bakalım sevgili okur. lava lambası diyodum. 15 liraya aldım, şeffaf içinde mavi, çok güzel. izlemekten ölücem o derece. hani böyle kedi köpek lazeri fln yada akvaryumları salak gibi izliyo ya durmadan. öyle izliyorum her gece. uyurken de onla uyuyorum çok güzel oluyo. yattığım yeri bilmiyorum, sarhoş sızmış gibi uyutuyo valla. alın derim. ilk çalışmasında çok pis kokar yalnız, yanık gibi. aldırmayın sonradan geçiyo.


- çalışmaktan helak oldum, tam bir biznıs men. yaptığım bişey de yok hani öyle ama satış elemanı olmak zor. acayip makine satıyorum yalnız. bi anlatırım almicak adam alır gider. zaten axess bonus ve card finans'a da 12 taksit vade farksız. bi de sevdiğim müşteriye 2gb sd kart da hediye ediyorum. adam almasın da napsın şimdi. bi kız gelmişti dün, bi makineyi çok sevdi ayırttırdı fln alcam akşam dedi, dün akşam gelmedi tamam mı. böyle birazcık da muabbet ettik yani kehkeh güldük baya, hafif flörtöz. o gelmedi dün akşam nası üzüldüm varya, istifa edesim geldi, ekilmiş gibi oldum. ama boşuna üzülmüşüm :) bu sabah geldi aldı gitti. hem de özür diledi dün akşam gelemedim kusura bakma ablamı ikna edemedim dışarı çıkmaya felan dedi, ablasının kartıyla aldı. 2gb sd de verdim tabi, vermez miyim. burdan seslenelim, güle güle kullan beybi :) bi de okuyanlardan biriymiş var ya, of nasıl rezalet olur. elleh korusun töbe töbe.

- slr makine almaya karar verdim, çok ciddi düşüncelerim var pentax ve nikon ile ilgili. hatta bu kazandığım paraları komple oraya yatırabilirim. lacivert bi vosvos almak istiyodum asıl ama bak şimdi yine kafam karıştı sevgili okur. kazandığım tüm parayı hangisine yatırmalıyım. vosvos dedim de banka kredisiyle tabi :) şimdi aramızdan bir kaç matematik dehası arkadaşımız çıkar, vosvos mu alcan kazandığın parayla oha der, ya da ne biliyim slr makineyi duyunca 1 buçuk 2 milyar kazandığımı fln zanneder, yok öyle bişey. öyle olsa zaten 1 ay çalışır çıkarım. umrumda olur mu, olmaz :)
mephisto da eleman arıyomuş jolene'im söyledi, kb 'da da yarı garanti bi işim var gibi, gitsem olcak gibi bi iş var, işte bu işleri bahar yarıyılında fln, ya da yeni yılda eve çıktığımızda düşünüciiz.

- bi iki cd var mağazada, 15 gündür fln aynı şarkıları çalıyolar, totalde 200 şarkı fln. ama ezberledim hepsini. bi tanesini beğenip de bulamadıydım, dido zannedip öyle aramıştım. bu gece buldum, sex&city soundtrack lerindenmiş. Jem - It's Amazing. güzel şarkı. imeem' e upload etcektim de üşendim. dinleyin ama bence, dido gibi çok güzel bi ses. acaba dido mu o, grup felan mu kurdular. beni bu konuda bi aydınlatın bilgili okur. adios* diyorum :)
* sinyorita'ya da el sallamış olduk. :)

28 Ekim 2008 Salı

-blogger yasağı kalktı, hemen yazıyım bişeyler dedim. biri birinin telif bokunu çalmış da bişi etmiş ihlal olmuş yasak olmuş. lan tenefüste kavga edip ders başında örtmen masasına giden çocuk gibisiniz be hayret bişey. ayrıca ben ergenekoncuyum sevgili yetkili, mesela cumhuriyetin 85.yıldönümü için acayip eylemler planlıyoruz. sağda solda bomba olabilir ayağınızı denk alın. bu yüzden benim blogumu kapatabilirsiniz belki ama ruhumu asla.yasaklı siteler her zaman ilgi çeker. ergenekon ergenekon,sağdan soldan ergenekon.
şimdi gugılda ergenekon yazınca bu blog da çıkıcak ne ilginç :D kaşınıyo muyum neyim.

-efe blog'a kesin olmamakla beraber ucundan bi dönüş yapmış, folie a deux sizlerlen. şukela da veriyim bi entry'e, gfdah isimli entry i kaçırmayın. okuması oldukça zahmetli, çünkü alkol altında motor fonksiyonlar zayıfken yazılmış. klavye fln hak getire :) içindekileri kusmuş resmen. benim kusmuğummuş meğersem. dün gece kusmam gereken..

22 Ekim 2008 Çarşamba

antaytıld.

- sevgili okur, bayadır bişeyler yazamıyorum düzenli, ama çok yoğun günler içerisindeyüm. iş zaten çok yoruyo, iş çıkışı geceleri yazmam çok düşük bi olasılık oluyo. ertesi günler de okul mokul, bilardo, arkadaş buluşmaları fln derken bitiveriyo günler. hayat yoruyür beni, yazın haftalarca evde öyle oturup dvd ve dizi izlediğim, dışarı nadiren çıktığım kokuşmuş ev hallerimi özlüyorum :) en yakın zamanda geri dönerim inşalla öle günlere.

- geçen akşam efeyle buluştuk, hıyar ya nası güldüm anlatamam :) baya içtik biz bunla göletimsi havuz manzarasına karşı. işte boş şişeler birikti fln, bu salak diyo ki, "biri boşları alsın" :D en çok güldüğüm nadir gecelerden biriydi, eşofmanla böle ev haliyle cebimde para anahtar ve telefonla çıktım, çok komikti işte öyle :) bunun bi blogu varmış, kapatmış şimdi, daktiloyla yazıp onları scan ediyomuş fln. açıcak ama yine di mi lan. sonra amfi fln yapıyomuş evde, anlamadım tam ama enteresan şeyler. bide 600-700 milyonluk plak arşivi var, o da başka bi kıskanma noktası.

-dolar 1.63 oldu şu an itibariyle. cüzdanında 7 dolar bulunan minimal bi yatırımcı olarak takip etmeye başladım. 4 yetele olunca dolar, bozdurcam onları :) daha aşağısı kurtarmıyo. ayrıca 5 yüro'm da var ya neyse. onu takip etmiyorum, dolar daha bi karizmatik. yüro banknotu oyuncak gibi böyle, monopoly parası gibi.

- hayat bazen çok hızlı akıyo, dün bunu bi kez daha anladım. noluyoruz lan derken gün bitti, ordan oraya helak oldum. bi de üstüne nostalji özlemi fln. çekilcek iş diil.

bir yerde, göz göze gelmemiz yeter zaten.

Ship Song - Pearl Jam & PJ Harvey & Nick Cave

eddie vedder'ın sesi de çok güzel lan. ben istersem taklit edebiliyorum onu ama, sadece taklit edebiliyorum tabi. öyle sesim olsa köşeyi dönmüştük n'aber. çok güzel bi şarkı, nostaljik özlem esnasında dinlediydim dün, gerçekten fena. black gibi.

18 Ekim 2008 Cumartesi

kadın erkek üzerine.

cinsel anlamda, dünyaya erkek olarak gelmemin, pek şanslı bişey olmadığını düşünüyorum son günlerde.
düşünsenize kadınların bu konuda bi sıkıntısı yok, sürekli yeni zevkler yeni tecrübeler edinebilirler ve bunu sınırsızca, bir gecede bir adamla bile yapabilirler. oysa erkeklerin "orgazm" handikapı var. fiziksel olarak tadamadıkları keyfi ve tutkuyu, duygusal olarak beslenerek gidermeye çalışıyolar."romantik" olup, "aşk" la beslenmek, kimi arzuları tatmin ediyor. erkekler için cinsellik ve seks, ufak değişiklikler ve partner değişikliği dışında hep aynı şey aşağı yukarı. yani bi adam hep aynı şekilde sevebiliyo, her insanda çok değişik çok farklı şeyler yaşayamıyo. aynı sözler, aynı kurlar. içgüdüsel bişey bu yani, elbette herkesi aynı miktarda sevemeyiz, ama aynı yoldan seviyoruz. inanmayan varsa bayan okurlarımızdan, eski sevgililerini bi araştırsınlar. yeni tanıştığı kızlarla nası konuşuyo, nası iletişim kuruyo. "oha lan" dicekler bence.
kadınlar öyle diil ama."aşk" ı sınırsızca yaşayabilme şansları var. etik açıdan sınırları olsa da, böyle bi şansları var daha ne olsun. bu şansı düşünmek bile onlara yeterli gelebilir. her ilişki; yeni bi heyecan, keşfedilmemiş tutkular, ve belki de şimdiye kadar kapısı kapalı kalmış bilinmeyen zevkler demek.

bu aralar böyle etrafıma bakıyorum, artık çapkın erkekler diil, çapkın kadınlar var ortalarda. yeni bi akım doğuyo sanki. korkuyorum lan. vallahi bak, bi değişik oldum yani, şapşallaştım.
bizim için yaşadığımız semtteki restoranların menüsüyle sınırlıyken herşey, onlar için şehir şehir dolaşmak gibi.

aşk, erkek için keyifli bir rutin iken, kadın için heyecanlı bir ritüel.

15 Ekim 2008 Çarşamba

assiktir, 1 canım kaldı lan.


commodore 64 aşkım geldi, size bu konuda yazmazsam ölürdüm. aranızda oynayan var mıdır bilmiyorum ama, C64'üm benim için herşeydi. gerçekten herşeydi. hayatım boyunca çok nadir ağladım, zor ağlıyorum yani ama C64'e ne zaman bişey olsa, ne zaman o gerizekalı teyp takılsa hep ağlamışımdır :) ana ekrana load yazıp umutla oyunun takılmadan açılmasını beklemek. takılırsa tornavidayla kafa ayarı yapmak, tekrar load yazıp, "allam bu sefer olsun nolur" diye dua etmek :) annemin uzaktan akrabalarına gönderdik, köye gönderdik 8-9 sene önce. onlar bile atmıştır, ama şu anda bi tane edinmek için herşeyimi verirdim. şimdi aramızdan bazı akıllılar çıkıp gittigidiyor.com' da var der diye söylüyorum, onlar feyk şekerim. yani çalışır durumda diil.

he sen dersen ki, salonumun köşesinde dursun, hatırası yaşasın, antika ruhum sevgim var diye, o zaman saygı gösteririm. ilerde çok param olunca yapıcam öyle şeyler zaten sen merak etme. benim şu andaki tek isteğim, ninja wars oynamak, boulderdash oynamak, doom oynamak. hatta sega'mda sonic 3D oynamak.






sega'ya gelelim. avcılar'da oturuyoduk o zaman, reşitpaşa'da. böle bi elektronikçiden almıştık, "sega megadrive II" .lades pastanesine doru, caddenin sonunda camii vardır, bilen bilir. caminin bodrumunda kasetçi vardı, her haftasonu kaset değiştirmeye giderdim ben. cumartesileri yeşilyurt'a babaannemlere giderdik, kutusuna yerleştirir, kucağıma oturdum arabada. bagaja koydurmazdım sega'mı. hiçbir zaman adaptörünü fln unutmadım gözüm gibi baktım. bi keresinde annem geç geldim diye kızıp kasetimi kırmıştı, 4 gün konuşmadım biliyo musunuz. böyle bi sevgi böyle bi özlem. keşke şimdi sonic3d olsa, son canımla gaza gelip rekorlar kırsam, halka üstüne halka toplayıp. varya evinde çalışır halde ikisinden biri olan varsa, 100 lira veririm. o kadar net söylüyorum bakın. hadi bekliyorum teklifleri :)

14 Ekim 2008 Salı

mim börtdey.

mellöcük mimlemişti ya, kimsenin bende bişeyi kalmasın, borç yapmayı sevmem. efenim geçen seneki doğum günümün büyük bir kısmı nevizadede geçmişti, okuldan sonraki kısmı tabi. pasta neyin güzeldi. okulda geçen kısmı da çok güzeldi. jülide: the jolene hanım dvd almıştı en sevdiğimden :) gia da dillere destan bi mektup vermişti, marla da güzel bi mektupla buena vista dvdsi vermişti. en çok şaşırtan ve sevindiren hediyeler bunlar olmuştu. diğerleri her sene kendilerinden hediye almaya alıştığım insanlardan gelmişti, ama onlar da pek güzeldi. hele cydar beyin verdiği bi lenin rozeti var ki of of of. 50-60 yıllık bişey, babasının antika dükkanından araklamıştır kesin. gecesinde kuzenlerle kaldık çok fena içtik, toblerone, viski, poker moker öyle şeyler. güzel bi doğum günüydü yani, bi çok şeyin de başlangıcı olması açısından hatrı sayılır bi doğum günüdür her zaman benim için ya neyse.
nice güzel doğum günlerine olsun.
ben kimseyi mimlemicem, bu biraz boş bi konu, doğum gününü anlat fln. bu zinciri kırmak istiyorum,
en zayıf halka oldum ben. öle bi yarışma vardı ya, ne biçim izlerdim he. ordaki kadın, böyle uyuz, sert bi fransızca örtmenine benziyo. güle güle diyişi var, ömrüm boyunca şov tivi stüdyolarının önünden geçemem ben olsam. madam souzatka olsun mu adı. o film de güzeldir. :)
hadi çenem düşmüş benim. au revoir.

13 Ekim 2008 Pazartesi

dilli düdük.

- tarkan'ın son şarkısı çok güzel nan. gerçekten bak. tarkan kendini aştı artık bence, interneyşınıl oldu. tabi yine de justin'i idolize* durumu var ama yine de brava bence tarkan'a. yediğimiz her lokma, sıçtığımız tuvalet bile ithalken, tarkan'ın müziği neden ithal olmasın. he gönül isterdi ki aynı konsepti kendi başlatmış olsun, özgün bi müzik yapsın, 5 kat sevgi 10 kat saygı duyalım. ama elden ne gelir, kapasitesi o kadarmış. sonuç olarak türk popundaki bi boşluğu çok güzel gördü, geldi yerleşti. brava tarkan'a. ayrıca yauşuklu çocuk he allah için. bi de klibindeki kızlar rus, info olsun :)

- dilli düdük demek çok güzel he. düdük makarnası demek gibi. böyle hem hakaret, hem sitem, hem sevgi sözcüğü olarak kullanılabilir. bi de böyle diyince, insanın ıslık çalası geliyo. diyin bak, ağzınızın şeklini farketceksiniz. ya da "sıs lan dilli düdük" diye azarlayabilirsiniz :)

- kornişon demek de çok güzel ya neyse. ben quiz oldum bence 800 alırım.

pire yi deve yaptı dilli düdük , ateşe bile bile körükle gidiyor, kendi kuyusunu kazıyor enayi.

* aydolayz :)

11 Ekim 2008 Cumartesi

e.e.ş.# 3

ya ben bugün baska bişey yazcaktım ama işten geldim çok yorgunum. yorgun da diilim ama böyle bi fıssss diye tüm basıncımı boşaltıp yatağa çöktüm. ben size aklıma dün gelen eeş leri yazıyım, yarın akşam da yazarız diğerini. nası fikir. bence güzel. sizce de güzelse problem yok.
sora efenim, iş güzel. yorucu ama çok eğlenceli her makinanın her pikselini bilirim, sormanız yeter :) bi de bugün acayip flaş bellek sattım lan 40-50 tane gitti rahat. virüs mü var acaba ortalarda, yedekleme fln mı yapcaksınız ey insanlar, anlayamadım. çalışanlar da pek şeker. güzel bi arkadaşlık ortamı var yani, en büyüğü 87li zaten, güzel yani.
möllöcük, mimini gördüm de bence ben ense yapıyım biraz, yarın akşam ilgileniciyüm. bi de sunjar dan ben de istiyorum gerçekten, nerden almış öğren.
si yu leyta diyorum hepinize. ayrıca dead and lovely evlenceğim bayanla yıldönümümde veya teklifte çalcağım şarkıdır, öyle bişeydir. atansiyon silvuple.
Dead And Lovely - Tom Waits
Nightclubbing - Iggy Pop

* dead and lovely nin sesi kısıktır hafif, birazcık açın volüm.

9 Ekim 2008 Perşembe

hoşgeldiniz emre bey.

gittim görüştüm hemen aldılar lan :) buldular itülüyü kaçırırlar mı. zaten osman beyle görüştüm önce ben o büyük patron muş meğersem, babaymış. benim haberim yok tabi, "bakiim sivine canım" fln dedi, babacan yaklaştı, adam meğerse patron haberim yok :) kurşun kalemle bi işaret koydu, "hayırlı olsun, 5 dakika bekle ben seni görüşmeye alcam hemen burak beyle" dedi, anlamadım ben. halbuki orda bitmiş iş, tavlamışım adamı. perşembe cuma cmt pazar, en teknolojik mağazımız tgar'a beklerim. siz gelin bişeyler ayarlarız sevgili okur. bu blogun linkini getirene, bi iki konfirmasyon sorusundan sonra 10 yetele indirim yapıcam :) dijital fotoraf makineleriyle gsm reyonlarından sorumluyum, ne oynarım o makinelerle ehe :)

tekliflere açığım, profesyonel olmak gerektiğini düşünüyorum, doğduğum diil doyduğum yerde çalışırım, iş ahlakına fln inanmam. unakıtan gibiyimdir, patrona bile fotoraf makinesi satarım ulan. :D
oha lan bildiğin para vercekler. vays be.

8 Ekim 2008 Çarşamba

eski dostlar.

ya böyle hayatınıza bi zaman giren ve sora ansızın çıkan çok sevdiğiniz insanlar olur ya, ben onları çok özledim.
-mesela bi tane gül vardı dersanede, görebileceğiniz en asil kız o kadar diyeyim. yani böyle anlatılmaz yaşanır resmen, kıyafetleri olsun tavırları olsun yürüyüşü olsun, böle bi asalet akıyo, hani gerçekten saygı duyduğunuz hayran olduğunuz insanlar vardır ya öyle biri. sora bitti tabi dersane fln, ne telefon ne mail ne feysbuk. hiçbir şekilde bulamadım. yapı olarak öyle bi kız diil zaten, telefonu bile yok. hani onun doğasında var böyle yaşamak, beni de etkiledi ve gitti. birbirimizi çok severdik halbuki böyle, acayip iyi arkadaştık ama onun telefonu yoktu, ben de hiç vermedim telefonumu, öyle değişik bişeydi bizim arkadaşlığımız, ama çok güzeldi ve gerçekti. gül bunları okuyosan senin ağzını kırıcam bana ulaş. yada onla sık sık görüşen biri okuyosa kavuşturtsun bizi.

-efe var ortaokuldan arkadaşım, baya uzun bi süre sıra arkadaşı kaldık. böyle çocuktuk ama çok iyi dosttuk yani, sıçana kadar gülerdik bisürü şey paylaştık. sarışın gözlüklü, bence thom yorke karizmasına sahip bi adam. yani onun da doğasında böyle bi iletişimsizlik,umursamazlık, nevrotiklik var, ama benim ilgimi uyandıran da böylesi. nerde deli var, pek seviyorum öle insan. gerçi kendisiyle son zamanlardır görüşüyoruz, müzikal ve sanatsal procelerimiz de var, muhtemelen bu satırları da okuyodur hıyar, poposu kalkar bence. kendisiyle ortak blog da açıcaz inşalla,hatta buraya ortak olcaktık ama yattı o, yeni blog açıcaz, ekip üye'li. bu adam varya böyle okul çıkışında fln bana "rüyanda beni gör lan" diyen bi adamdı ahaha :D çok komik, çok şeker, çok ilginç bi insan. salak ya. ne biçim severim. :)

- onura gelelim, o da ortaokuldan arkadaşım. bu efelerin evinin orda evleri vardı -başka efeden bahsediyorum siteden bi insan- , ne zaman efelerin oraya gitsem onuru hatırlarım. çocukluğumu orda yaşadım ben, zemin katta oturuyolardı, eve camdan mı girmedik, bunu evden mi kaçırmadık, dışarı çıkabilsin diye camdan yapılmış ödev mi vermedik, neler neler yani :) sora bunlar sattı evlerini baba işleri dolayısıyla, zaten o 2002 krizinin de mna koyiyim ben neyse. ataköye taşındılar, seyrek görüşür olduk. ister inanın ister inanmayın en değerli dostluklarda bile, gözden ıraksa gönülden de ırak oluyo. hayat giriyo aranıza yani. "iyi arkadaş, iyi dost hiç bi zaman bozulmaz" diye maval okumayın, çünkü bozuluyo. bazen herşey sizin elinizde değil, gerçekten farklı yerlere sürüklüyo hayat. bi de zaten ergen dönemi, hassas dönem fln. bizim bisiklet çetemiz bile vardı 4-5 bisiklet, bildiğin avcılara fln giderdik. bigün dönerken kaybolduk kamyoncu çevirip onla gittik. hayatımın en korkunç 15 dakikasıydı. fırat öne oturdu adamın yanına, biz de onurla fln bisikletlerle beraber kamyon kasasına. nası tırsıyoruz herif bizi kaçırcak diye, ufacık çocuğuz yani :)
neyse onur onuralp, selamım olsun sana, özledim piç kurusu.

-göksuyla melisten bahsetmezsem olmaz, bu iki insan da böyle vefa'da canımın içiydiler. hiç böyle bi doru düzgün eğlencemiz , laubaliliğimiz olmadı ama öyle insanlardılar ki benim için, en değerli insanlarım. böyle bakışları yeterdi yani onların, dertlerimi anlarlardı, dertleşirdik sohbet ederdik. ergenlik döneminde yetişkin arkadaşlığı gibiydi bizimkisi. hala ikisi de canımın içi, görüşmeye çalışıyoruz hayatın izin verdiği kadar, çok huzurluyum ama onlarlayken böyle başka bi dünyaya gidiyorum. nası yatağınıza yatarsınız arkadan bi portişed,masiv atak,redyohed koyarsınız başka dünyalara gidersiniz tek başınıza. işte bu insanlar o yalnızlığı paylaşabilecek bi insanlar. göksuyla bugün buluştuk taksimde, melisle de haftaya buluşcaz inşalla, çok özledim. :)

ne biçim çenem düşmüş sevgili okur, siz de hiç uyarmıyosunuz bak. kusuruma bakmayın, sevgiyle kalın. çok kalın ama. 230 fln olmasın, en az 600-700 sevgiyle kalın :)

Eski Dostlar - Özdemir Erdoğan

7 Ekim 2008 Salı

ipana.

gerçekten meraktan öldüğüm bi konu var; ipana yumurtası. böyle bi tarafı yımırta bi tarafı yımışak. öyle şey olur mu. bence olmaz, plastikten yapmışlar. çocukluğumdan beri bunu düşündüm hep, lise kimyası kendi içimde bi cevap bulmama yetmedi ama dedim ki olmaz öyle yımırta. ama nası da yapmışlar böle aynısını. bi tane odamda olsun isterdim :)
ayrıca niye her reklamda babamız veya annemiz dişçi oluyo? yani bi yabancı dişçiye gitsek farklı bişey mi sölicek, bu mudur sizin ilminiz, biliminiz? ayrıca ben hayatım boyunca seksen tane dişçiye gittim, bi tanesi bile x macununu tavsiye etmedi. günde 2 kez fırçalamayı unutma dedi o kadar. he bi tanesi orbit in bilmem ne modeli diş fırçasını yazmıştı ama zaten o da ortodontistti, tel taktığım zamanlardı ortaokulda. yani normal bence onun özel diş fırçası tavsiye etmesi.

bi de sabah farkettiğim bişeyi sölemezsem olmicak, banyoda an itibariyle 3 tüp ipana gördüm. biri dibinde böyle kıvrılmış fln, son demlerini yaşıyo, sürünüyo içindekiler de çıkmalı, tasarruf olmalı uğruna. ikincisi kısa sürede onun yerini alacak olan, açılmamış, folyosu bile duran arkadaş. diğeri de bi öncekinin hediyesi, ikili kampanya fln, o da sürünüyo öyle, bitmiş. neyse esas noktaya gelelim;
hepsi ipana. hepsi 3 boyutlu beyazlık hassas dişler modeli. üçünün de kapağı birbirinden farklı ya hayret bişey. her partide farklı bi kapak mı kullanıyosunuz, siz nası bi firmasınız arkadaş, yok mu hiç ürün tasarımı cart curt yapan, ambalajla ilgilenen bi departmanınız :) lan sanki 50 tane farklı kapak tasarımları var, makine random kapak takıyo. hayret bişey ya. nerde böyle ciddiyetsiz firma görsem sinirlerim tepeme çıkıyo. aklını başına devşir ipana. kolgeyt alırız göt olursun.

6 Ekim 2008 Pazartesi

e.e.ş. #2

- bugün bir uyumuşum derste, camdan dışarı bakarak öyle böyle diil. hoca uyandırdı, ben de refleksle wassup dedim, türkçe konuşmak yasak sınıfta, beynime işlemiş dizilerden :D zaten hoca da, gece pirızın brek mi izledin dedi, hayır dekstır dedim, bana 2.sezon çeksene dedi. :) öyle güldük, ben de uyanmış oldum :D hayatımda böyle tatlı uyumadım, neden diceksiniz, bugün farkettim ki sınıfım boğaz köprüsüyle conrad hoteli ve beşiktaş iskeleyi görüyo :) gerçi kafamı yatırdığımda uyku pozisyonuna beşiktaş kayboluyo ama boğaz ve conrad hiçbir şey kaybetmiyo kendinden.
ayrıca beşiktaşlılara da not olsun, üst kantinden de inönüyü görüyoruz. sahanın 4te 3ü gözüküyo, bi gün maç izlerik inşalla.
yıllardır kendimi ilk defa gerçekten istanbul'lu hissettim sevgili okur. çocukluğumda hiç manzaralı okul göremedim. vefa diye sevindik, belki mahalle bile olsa, zeyrek görür fatih görür unkapanı görür, ya ucundan haliç gözükürse diye. 4 tarafı cami. telefonda konuşmak imkansızdı zaten. ister okul içinde konuş, istersen okul dışından okulda birini ara, telefonu açtın mı ezan başlar. öledir bizim oraların camisi, otomatiktir. bi tanesinin adı da molla hüsrev. hazırlıktayken cep telefonunda çıkıyodu hep hücresel zartzurt kısmında, "lan bu ne demek acaba, arıza fln mı var" diye düşünürdüm hep :)

- perşembe günü iş görüşmem var 2 buçukta. haftanın 4 günü leyla olcağıma para kazanıyım geri kalan 3 günümde yerim onları dedim, iyi demiş miyim :) saat 12.30'da da, maçkada öğrenci kolektifinin toplantısı ve ardından che'nin ölüm yıldönümü dolayısıyla anma töreni var. mekanlar itibariyle ikisine birden katılmam olanaksız, gerçekten birileri beni sınıyo. tercihim çok şeylere mal olabilir, belki de hayatımda bi yol ayrımı haberim yok, panik oldum :)

e.e.ş. serimize devam edelim, farkettim ki baya var öyle popüler şarkım. koycam işte içimden geldikçe. bi de masıl müzyum akustiktir, zamanında çok zor buldum, download edin bence bedavadan. nası şeker gülüyo ya en başında, çok komik :)
au revoir diyorum.
Muscle Museum (Acoustic) - Muse
The Last Remaining Light - Audioslave

5 Ekim 2008 Pazar

basement sessions.

TNT kanalında bi program keşfettim, "The Basement Sessions" . muhteşem bişey. amatör grupların yanı sıra, bildiğimiz mükemmel insanlar da canlı olarak sölüyolar, bir nevi unplugged gibi bi stüdyo ortamı. gerçi tam unplugged felsefesinde diil ama hiç bi mix yok yani elektronik olarak, neyseler o.
bazen şaşırıyolar fln gülüşüyolar çok şeker. :) evde salona gelmişler misafir olarak, sölüyolar siz de dinliyosunuz gibi.
5 bölüm yayınlandı, 5 bölümün 2sini cumartesi gecesi izlediğimi biliyorum. ama diğerlerini hangi günün gecesi izledim bilemiyorum tam. 5inden 2si cmt olcak diye her cmt olmayabilir yani, onun için uyarıyorum. 1den sonra başlıyo. bazen 1, bazen 1.15 fln. kaçırmayın derim ben.
thom yorke mu istersiniz, amy winehouse mu, björk mü yoksa pj harvey mi. her bölümde 1 ya da 2 tane böyle çok ünlü sanatçı var, geri kalanlar amatör gruplar ve müzik dünyasına yeni giriş yapanlar.

şu uzun gecelerin dermanı TNT ve e2 dir sevgili okur. Highstakes Poker'i de ihmal etmeyin diyorum :)

edit: bi tane performans da bulabildim, analyse. koyiim dedim.

4 Ekim 2008 Cumartesi

3 bant.

efenim 2 yazı önce bahsettiğim gibi 3 bant bilardoya ve snooker a çok fena sardım. 3 bant bilardoyu belki leydi okuyucularımız duymamış olabilir, erkeklerden de duymamış olanlar olabilir tabi. ben bu cümleyi niye yazdım bilmiyorum, iyice kendimi kaybettim :)


3 bant bilardo disiplinin temeli çok basit. bildiğiniz 3 top varya, sarı kırmızı beyaz. sarı yada beyaz top sizin oluyo, diğer 2sine değdirerek sayı almaya çalışıyosunuz. işte onun adı aslında karambol. 3 bantta ise, sizin topunuz sayı yapmadan önce 3 bant katetmek zorunda. 3 bantın bi sıralaması yok, önce topa vur sora banta gibi. istediğiniz kombinasyonlarda, 3 bant katetmek koşuluyla sayınızı tamamlayabiliyosunuz. ben şimdi bi kaç arkadaşıma dedim, 3 banta sardım lan ısteka fln aldım diye, anlamadılar. "lan olm semih saygıner bilardosu işte" diyince şıpıdanak anladılar. belki siz de öyle anlarsınız :)
envai çeşit pozisyon ve vuruş çeşidi var, pek zevkli. ben yazıcam favorilerimi.

kleps: topun dibine doğru vurarak, geri çağırma. kendi ekseni etrafında dikey döndüğü için masa üzerinde geriye doğru kayıyo, pek karizmatik.

turnike: bunu çok zor anlatması. ama adı güzel, turnike. bi topu gördükten sonra masanın 3 bandını dolaşıp gelmesi. isteyene uygulamalı anlatırım.
efekare: allahım işte en çok bunu seviyorum. böyle ters falso veriyosunuz topa, daracık köşeye giriyo, kısa bant, uzun bant ve tekrar kısa banta çarpıp 3 bantı tamamlıyo. yapması pek zor. ben hala nadiren yapabiliyorum. ama ismi çok güzel. yazdım bi kere msne, adı efe olan kim varsa noldu lan fln diye sordu. halbüse nedir, matematikseldir. fe2 şeklinde. iki kere aynı banta dönüyo ya ordan geliyo karesi.iki kez e ye değdim diyo top yaa :)

brikol: bunu acayip atıyorum. babam hiç atamıyo, böle kaldı mı direkt bana sayı resmen. karambolde "sote" olarak adlandırılan diğer iki topun yan yana kalması durumu. araya atıyosunuz topunuzu tak tak değiveriyo. ama işte 3bantta, 3 bant katetmesi gerek ya, öle bi atıyosunuz ki top boş 3 bantı dolaşıp, geliyo 2 topa temas ediyo.
bence kafa sittim ben. yani merakı olmayan insana hiçbir şey ifade etmiyö bu entry. ama isterim ki bu blog, bir info görevi görsün, arada amme hizmeti de verelim. snooker la görüşmek dileğiylen.

bunlar da meraklısına site, girip inceleyebilir, videoları izleyebilirsiniz. efekare izleyin bence :D

2 Ekim 2008 Perşembe

erotik şarkılar.

çok sapkın bi başlık oldu lan. erotik şarkılar ne :D utandım yemin ediyorum. ama yok yazmam gerek.
şimdi bazı şarkılar var böyle, gerçekten öyle ritimleri öyle ezgileri var ki, insanın karşı cinsle olan içgüdülerini ateşleyebiliyo. yani bunun sapık bi tarafı yok, bu şarkıları dinlerken sevdiğiniz insana sadece sarıldığınızı bile düşünseniz, kafayı yiyebilir veya kendi kendinize sırıtabilirsiniz :) var yani böyle bişey. şimdi aranızdan bazıları çıkıp "lan abidik gubidik tespit atıyosun götünden" diyebilir. yani ben olsam derdim. onlara bi pışık çekip tezimi destekleyen unsurları öne süreyim.
bi kere tüm filmlerdeki ağzından öpmeli sahne lerde çoğunlukla bu şarkılar kullanılıyo. hadi onu geçtim, bu şarkıların kliplerinin bir çoğu müstehcen sahneler fln içeriyo. tabi hepsi diil.
bence bütün bunlar şarkının sahiplerinin de bu durumun veya etkinin farkında olduğunun göstergesi. yani sonuçta o kadar güzel yönetmen bişey biliyo da o sahnelere bu müzikleri koyuyo dimi. yönetmenden iyi mi bilcen len sıpa.*

* - o italik cümle de tespitime bok atanlara cevabımdır. - :)

hemen örnek bi şarkı verelim bu tezimize. aklıma geldikçe yazıcam bu şarkıları 4-5 günde bir. onların başlıkları da e.e.ş. #2 fln yaparım anlarsınız. en erotik şarkılar.
Gimme Shelter - The Rolling Stones