CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS »

30 Kasım 2008 Pazar

barfly.

Barfly, uzun süredir merak ettiğim ama filmcilerde bulamadığım bi filmdi. bu böyle olmicak dedim, divx'ini bulup indirdim. bence güzel oldu. film olarak şahaser denilcek bi film değil, senaryosu da oyunculuğu da orta düzeyde. gerçek senaryosunu okumak istiyosanız, factotum adlı kitabı okuyabilirsiniz. Film, Charles Bukowski'nin 10 yıllık bi döneminden sadece 4-5 günlük bir kesit. Senaryosunu bizzat kendi yazmış. Bunun dışında alka-seltzer, brahms, bourbon gibi sadece kitaplarında görebileceğiniz, ona has detayları görmek insanın çok hoşuna gidiyo. konusunu anlatmicam, Henry Chinaski'yi merak ediyorsanız filmi izleyin, çok uzun da değil, bişey kaybetmezsiniz. Filmin başlarında Bukowski'nin kendisini de görürseniz şaşırmayın :) tüm süprizini kaçırdım ama çok güzeldi, görünce aaaa dedim :D
1987 yapımı olduğundan sesler, görüntüler ve müzikler hoş bi nostalji oluşturmuş. ayrıca credits bölümünü de es geçmeyin, zira o yıllarda film çekmenin nası bişey olduğunu fln çok güzel anlatıyo. acayip acayip işler yapan adamlar var, böyle ilkel gibi. şimdiki creditsler 20 dakka sürüyo mesela. herşeyin bi executive, master, alternate gibi çeşitleri var. zamanında öyle olmadığını çok güzel gösteriyür.
özet olarak izleyin, imdb 6.9 vermiş, benden de bi 7.5 çıkar. adios.

26 Kasım 2008 Çarşamba

pluie.

- ne güzel yağdı bugün demi lan istanbullu okur :) vallahi çok güzeldi. ne zaman yürüsem çiseliyodu, bi arabaya biner binmez sağanak başlıyodu camdan izliyodum. bence çok şanslıyım ıslanmadan muhteşem bir yağmurlu gün geçirdim :)

- gözleri derin derin bakan insanlara hayranım. böyle kimi insan olur hani, bomboştur gözlerinin içi, boş bakar yani öylesine surat olsun diye suratı koyulmuş gibidir. kimisi de öyle bi bakar ki, öyle bi bakar yani. ilk baktığında anlarsın zaten, alev alevdir o gözler, derinliğini görebilirsin. öyle insanların da gözüne bakar bakmaz çoğu özelliğini huyunu fln anlarım, hayret bişey. kız olsun erkek olsun, gözleri yanan insanlarla aynı ortamda bulunmaktan, sohbet etmekten acayip keyif alıyorum, hatta bi kasa bira yada dolu bi çaydanlık bıraksan 48 saat aralıksız sohbet ederim diye iddaa ediyorum. bi insanın en önemli yeri gözleridir.

- okulda bi çift var, nası güzel sevgililer. böyle bayadır görüyorum, heralde okulda tanışıp sevgili oldular diye düşünmekteyim. ama böyle evli gibiler resmen, briç kursuna da beraber geliyolar fln ikisi de zehir gibi zeki, kültürlü fln güzel de insanlar, anlaşılıyo oturup kalkmalarından konuşmalarından fln. kız çok güzel. seksi felan diyil bildiğiniz bir güzel yani, bebek gibi. çocuk da ashton kutcher la jim sturgess ın birleşimi gibi bişey. hatta ikisinden de karizmatik, yauşuklu. tencere kapak yani resmen, ikisi de yürürken böyle bi dönüp bakıyosun ister istemez, oha ne güzeller diye. elleh bozmasın. hep izliyorum ben elimde çay bahçedeyken. bişiler anlatıyolar arkadaşlar fln ama dikkatim dağılıyo hep onları izliyorum. taş kağıt makas oynuyolardı dün :) bakın çocuk aşağıdaki videoda piyano çalan çocuğa benziyo. o piyano çalanın elleri de çok güzel. benim elim gibi güzel. ama ben piyano çalamıyorum öyle. boş boş duruyo el. :) ne çok gözlem yaptım yareppim yeter, hadi adios :)

video

bu da yağmurlu gün şarkısı olsun. ıslanırken buzlu skoç da çok güzel gidiyo bu arada.

25 Kasım 2008 Salı

sweet monday.

-uf bugün ne biçim souktu he. ama çokgüzel bi gün oldu böyle acayip yorgunum. alkollü beyin yorgunluğu :) ecüklen buluştuk sonunda, odtüyü kazandı bu hayvan, iç mimarlık. hiç beklemezsin yani böyle 210 220 yapıyodu ama son 2 ay çok sıkmıştı kendini. neyse ankarada tabi haliyle, çok özlemişim sıçtım gülmekten. bi ara ciddi ciddi tutamıcam kendimi işicem sandım öylesine karnım ağrıdı :) otobüste geliyürük, bi çocuk var annesiyle ufak böyle. nası tatlı. lan iyice babacan bi adam oldum çıktım, ufak ve şeker çocuklara dayanamıyorum. salak nası şımarık bi de yavşıyo böyle. önce pas vermiyo ufaktan kesiyo sonra yavşıyo :) mest etti tüm otobüsü. çişi geldi bunun, su şişesi verdi bi adam, annesi de işetti mecburen gizlice. bırakıcak çünkü öyle inatçı. nası suratı kaydı salaan, böyle kendinden geçti :D şu an taklidini yapıyorum yüz ifadesini ama göremiyosunuz çok kötü bişey bu yazıyla bişi anlatmaya çalışmak. hayatımda böyle bi şapşal şeker çocuk görmedim, ay gerzek koparcam ağzını burnunu :D

- otobüs kavgaları çok komik, böyle ağzımı kapatıyorum güldüğümü görmesinler diye :) ya da cama dönüyorum falan. bi kavga bi aksiyon seziyim, hemen kapatıyorum aypodu, pür dikkat takip ediyorum :) ama gerçekten komik yani. nası cazgır insanlar. biri bana laf atsa öyle kavga çıksa hiç uraşamam yani. kısık sesle siktir derim geçer giderim nası kavga ediyolar. sanırsın siyaset meydanı. hayır bi de boktan püsürden konular. hani mesela cüzdanını çalar biri, ona kavga çıkarırsın ağzını burnunu kırarsın, otobüsten fln attırırsın da, böyle koltuk için önce inmek için önce binmek için her boka bi kavga. niye orda duruyosun diye bi kavga bile çıktı ayaktaki insanlar arasında :) mecbur olmasam hiç binmem otobüse fln, tanımadığın 845 insanla paylaşmak zorunda kalıyosun, hepsi de birbirinden tip. -bordo bok hariç, ikimiz binek otobüse bide şöför olsun, dağlara taşlara sürelim otobüsü. yüreğinin götürdüğü yere götür bizi kaptan- :)

- bazen çok bencil oluyorum yalnızlık konusunda. özellikle otobüslerde. tanıdık fln çıkınca mesela çok gergin bi ortam oluyür. geliyo illa yanına oturuyo. çok sevdiğim muhteşem bi insan dahi olsa, otobüs yolculuğu muhabbetinin sınırı bellidir yani. istemiyorum ben genelde öyle sohbet etmek. rahatsız edici sessizlikler fln. tak kulağına aypodunu, yol bitene kadar tanımayın birbirinizi. sevgilim fln olsa onla bile heralde öyle giderim. ne biliyim daha çok seviyorum öyle kendimle kalmayı, müzikle yol izleyerek camdan felan. o yalnızlığımı almıyolar mı işte elimden, çıldırıyorum. tek kulaklıkla sohbete katılmaya çalışıyorum ayıp olmasın diye. o ikinci kulaklık elde, takıyım mı takmıyım mı gerginliği yok mu öldürüyo beni. ayıp olur gibi geliyo. ama en sonunda bi yerde bitiyo muhabbet takıyorum ben de. kesin çok uyuz oluyodur o insanlar ama napıyım yani öyle. fedakarlık edemem o keyfimden. sevgili bile olsa etmem heralde. en fazla yarısını ederim ya da ne biliyim :)

çok konuştum, 5 günün acısıdır bu. daha sık yazıcam umarım, see you soon diyorum.

* nası bi kolye o yareppim. öl resmen. uçan hollandalı; nostaljik yarim :)
coleyn ve gia'ya da öpcük.

19 Kasım 2008 Çarşamba

my little daughter.

kız çocukları çok sevimli geliyo bana bu aralar, acayip görüyorum böyle 2-3 yaşında topik topik. yavrum ya. kız babası olmak da çok zor iş ama. kızım olsa koycağım isimler var mesela, yani daha dorusu annesiyle tartışırken koymayı gündeme getireceğim, masaya koyacağım isimler. nil, ela ve ada. bu üçünden biri, ikinci isim olarak olsa bile kesin olmalı. gerçi zevkliyimdir yani, seçtiğim isimler de güzel isimler :) hangi kadın karşı çıkar ki üçüne birden ıyy irenç diye. mutlaka orta bi nokta buluruz. zaten böle bi noktayı bulamayacağım kadın da kızımın annesi olmaz, orası ayrı konu.
mesela bişey daha var kız çocuklarıyla erkek çocukları çok farklı yetiştiriliyo lan. böyle bi orta nokta bulmak lazım diyorum. yani sayamayacağım kadar farklı nokta var. mesela en basitinden erkeklere de azcık oturup kalkması öğretilsin, kibarlık öğretilsin. nası bi kıza herkesin içinde geğirirsen pis kız derler fln diye böyle anneler terbiye veriyo, erkeklere de osurmama terbiyesi verilsin. ben erkeyim ben osurum sıçarım geğiririm diye bişey olmamalı. ama mesela kızlara da biraz erkeksi konularda terbiye verilsin. mesela benim kızım olsa, ilk içkiyi benle içer. hatta baya da alıştırırım ki, başka yerlerde mağdur olmasın. ya şimdi bu terbiye verme olayını yüzüme gözüme bulaştırıcam anlattıkça anlatırım. burda keselim bu konuyu. ama kızlar biraz erkek gibi erkekler de biraz daha kız gibi yetiştirilsin. insan olsun lan insan.
nil le buna yakın bi muhabbet geçti geçenlerde, çok güzel bi cümle kurdu :)
"ayşeee, göster teyzelerine kukunu." var mı böyle bi cümle. yok. o zaman erkeklere niye diyolar. kızlar da kuku gösterir altın gününde fln.
hayır çok mu önemli pip bok göt sıç kuku. inanmıyolar mı kız ya da erkek olduğuna. yani mesela çocuğu görüyo amcaları bariz bi erkek. ama çükü olmayabilir biz bi kontrol edelim mantığı mı var hiç anlamadım :) yada çocuğun babası kompleksli heralde ," göstermeliyim göstermeliyim, benim çocuğum ibne diil size bunu kanıtlıcaaam" :D
"göster teyzelerine kukunu" çokgüzel bi cümle ama. yarım saat güldüm :)
yoruldum ya yazmaktan, dekstır izliyim azcık, adios sevgili okur.

17 Kasım 2008 Pazartesi

porselen.

karın üstünde yatıyodum ben senden önce
ölü gibiydim, ama tam ölü de değildim
yıldızların etrafında uçuşan

hoyrat ren geyiklerini seyrediyodum
bedenim soğuktan uyuşmuş, beynim garip bi haz duyuyor halde
sonra biri geldi, ısındı sanki biraz iliklerim
uyuyakalmışım, çenemde salya.
uyandığımda yine karın üzerindeydim
göğsümde kırmızı bir el izi
yandı zannettim, kar sürdüm ama geçmedi
acımıyordu da zaten, ne önemi var dedim
ama hala merak ediyorum
niye öyle bir el izi kaldı diye
sen mi çok sıcaktın, yoksa ben mi çok soğuk
ama doğru ya,
aşk zaten göreceli bişey.

14 Kasım 2008 Cuma

şarap tortusu.

"İyi de nedir bu sevimsiz yalnızlık dumanı? Öff! Yine bütün pencereleri açmak zorunda kaldım. Hava maviydi burada!"

13 Kasım 2008 Perşembe

dying in the moonlight.

bi yerde tomwaits dinleyip, bukowski okuyan kadınlar var. ama nerede olduklarını ben bilmiyorum. bilmemek de sinir ediyo işte. sözlükte başlık bile vardı hatta. saygıyla seyrederim dakkalarca. gerçekten. zaten ateşle oynamicaksın. şöminenin karşısına, o içten içten yanan, çıtırdayan, en büyük kütüğün karşısına kıvrılıp yatıcaksın. onun sıcaklığı ordan da yeter.

12 Kasım 2008 Çarşamba

redredred.


çok güzel. niye olması gerektiğinden daha güzel. ense sırt oval dekolteni yesinler.




bedük çok eelenceli lan. böyle normal dinlencek bi müzik diil de, mesela akşamdan kalmalı bi sabahta neskafeyle çok güzel uyandırıyo. böyle okula gitcek giyincek yataktan kalkcak enerji geliyo en azından. başka bi işe yaramaz ama emin olun :)

11 Kasım 2008 Salı

lost.

- bugün varya acayip lost oldum. ben dün çok saroştum taammı böyle ama zehirlenme derecesinde yani, eve geldim gece babam fln uyandırdı hastaneye gidek mi fln öle bişey. işte o sarojluk anlarında aypodumu düşürmüştüm, bozulmuş böyle yamulmuş bu sabah uyanınca gördüm. hemen koştum beşiktaşa,aypod servisine. verdim işte, yaparız fln dediler, kasayı da değiştirek mi dediler. yeni kasaya baktım nası güzel. mavi böyle, sıfır aypod gibi. ama kıyamadım işte yok dedim kalsın dedim, emektar dedim. cidden eski daa güzel gözüküyo, beraber yaşadığımız anılar felan, hepsi gözümün önünden film şeridi gibi geçti :) kıyamadım o boktan kapağa :)
neyse beşiktaştan maçkaya maçkadan beşiktaşa gitmeye çalışırken yürüyerek 10 defa kayboldum. nası tırsıyorum ama çıkmaz sokaklar, karanlık apartmanlar, bildiğin bi kabus yani. insanlara soruyorum böyle yön tarifi fln, hepsi de manyak çıktı, aynı korku filmlerindeki gibi. boş boş bakıyolar, yavaş cevap veriyolar, niye soruyosun napcan orayı gitme fln diyenler bile çıktı :) ulan diyorum acaba rüya mı görüyorum hala o sarojlukla fln, daha bugün olmadı mı fln. çok pis korktum işte. şarjım da bitti, telefoncunun birine girdim 5 dakka şarj olsun diye o da bi konuştu muabbet etmeye çalışıyo fln, he diyorum zoraki. berber kuaför muabbetleri gibi. herifin ne dediğini bile hayal meyal hatırlıyorum, o derece saykodelik olmuşum yani. neyse sonra telefonum açıldı fln, beşiktaşın içinden jolene çıktı :) böyle enteresan bi gün oldu, çok alakasız tesadüflere maruz kaldım yani, sora mesela yolda koşarken biri hişt dedi bi baktım melis. daha 18 saat olmamış görüşmeyeli oha ne alaka yani.
ben bunları anlatmıcaktım da niye tutamadıysam kendimi, asıl yazcaklarımdan fln kaydım hep. ne yazcağımı da unuttum iyi mi :)

- has doydum'un bok gibi dürümlerini özledim. bok gibiydi ama alışkanlık yapıyodu bide has doyuruyodu yani :)

- böyle aksarayda, vatanda, eminönünde fln şeyler oluyo ya hani, oto galerimsi yazaneler. ben onları çok merak ediyorum. sahiplerini fln da çok merak ediyorum, ne iş yapıyolar tam olarak hiç anlamadım :) böyle süngeri pörtlemiş bi ofis sandalyesi, telesekreterli bi telefon, masanın üzerinde hiç kullanılmamış ajanda, hesap makinesi, dravdan şirket adının yazdığı kaşe, muhtemelen patronun adının yazdığı pirinç bi levha, duvarda aynı kategorideki başka bi şirketten hediye duvar saati ya da imsakiye fln. :) içerde de 2 tane araba, vitrinden onlar gözüküyo. hedehödö a.ş. olsun mesela adı da. napıyolar onlar meslek olarak çok merak ediyorum. gerçekten bak :) eğer babası amcası fln bu tarz bi şirkete sahip olan okurlar varsa bi açıklık getirsin bu belirsizliğime, lütfen. ticaret desen diyil, oto galeri desen diyil, enteresan bi şirket çeşidi, yalandan gibi.
bütün işleri ;
"orhan abi yazaneye gidelim ikindi vakti de bu ayın işlerini halledelim senle"
"lan musti gel de bi iskender söyliyim sana hem şu dayıoğlunun işi konuşuruz"
"oğlum, 2 çay söyle ordan abinle bana"
diyaloglarını kurmakmış gibi geliyo bana :)
neyse aydınlatan olursa çok sevinirim, şimdilik adios.

9 Kasım 2008 Pazar

optik zum.

- şimdi şöyle söyliyim yine başlık bulamadım. o yüzden son günlerde beynime işleyen ilk şeyi yazdım başlık olarak. onun optik zumu şöyle şunun bataryası şöyle, o pilli makinedir efendim alkalin pil kullanır, diğerinin odak derinliği şudur fln, uyuyunca gözlerimin önünden makineler objektifler, body kapakları fln geçiyo. bi de rüyamda kapalı kutuyu açıyorum, açık kutuları kapatıyorum. sony gibi sikindirik bi makinenin ama en çok talep gören kompakt makinenin kutuları çok boktan mesela. sony işte ne bekliyosun. kutu bi kere açılınca yavşıyo gevşiyo, bi daha kapatıp açmak çok zor. işte rüyamda onları açıyorum, dillerini denk getirmeye çalışıp, kenarından çıkan garanti belgelerini sıkıştırıyorum. bi de mesela vakumlu pakette hafıza kartı açmaca var ki, ne siz sorun ne ben söyliim, güzelim ellerim ne hale geliyo. hala güzeller gerçi de tırnaklarım acıyo, yara bere hiç çekemem. neyse.

- dijital reyonuna bayan eleman arıyoruz, beylikdüzü civarında ilgilenen varsa, fotoraf makinesinden de anlıyosa gelsin hemen başvursun. ben de referans veririrm çaba sarfederim yani.

- kırmızı, ikinci el, adidas eski campus lerden arıyorum, 43 numerö. deforme olmuş 42 de olur. ortaokulda giydiğim vardı bi tane, geçen gün çıkardım 40 numaraymış o, nası güzel ayakkabı ama olmuyo işte. bildiğim herşeyi denedim, bağcıklarını komple çıkardım hatta, yok. ayak bu yani naparsın. 40 dediğin kız ayağı gibi, girer mi hiç. 42-43 numerö arıyorum. fiyatta anlaşırız. eğer sıfırını da bi yerde gören, aa bak şurda var diyen olursa çok müteşekkir kalırım, bi yemek ısmarlarım. oha çok oldu bu, gençtürksel mekdanıs olsun. bendensin genç. bi yer var mı bildiğin, ayakkabı gösterip yemek yediğin? :)

edit: eski gazelle lerden de olur. çünkü eski gazelle ile eski campus birbirine çok benziyen modeller, yeni gazelle ler farklı. o da olur yani eskilerindense.

6 Kasım 2008 Perşembe

kipatlar mipatlar.

kitap fuarına gittim bugün sonunda, hayallerim yıkıldı açıkçası. her sene daha da kötüye gidiyo, nerde o okulla gidilen kitap fuarlarının heycanı. onu bunu bırak, gerçekten gittikçe fiyatlar yükseliyo, stand çeşitliliği azalıyo, dienarlarda bulabilceğiniz tüm yayınlar stand açıyo felan. olmuyo yani. yüxexes standı vardı o güzeldi böyle, yüxexes adamı da ordaydı :) efe dedi ki aa yüxexes adamı. ondan sora uykusuz standına fln gittim, nuriş vardı bi de muhtemelen grafiker fln böyle ayak tayfasını koymuşlar. takvimler çok güzel ama hele fırat posterleri fln of diyorum. cmt çalıştığımdan dolayı ne yazık ki imza gününe gidemicem, geçen seneki çok güzeldi. bu sene gidemicek olmak üzüyo oldukça. ama şimdi gitsem de varya ışığı gören gelmiş gibi olcak bu sene, geçen sene bile nasıldı, bu sene çok popüler oldu elini sallasan insana çarpar çok kalabalık olur, işkence olur. ben de böyle konser olsun imza günü olsun, çok popüler ve de insan kaynıyan yerden tırsıyorum hafiften, tüm hevesim kaçıyo, hiç gitmiyorum. güzel kipatlar aldım sora bisürü hevesliyim yani şu an okumaya baya. bi tane kitap vardı, panorama istanbul fotorafları böyle ama 300-400 sayfa var, ciltli felan. tam 1.300 yetele. evet yanlış okumadınız, tam 1.300, yazıyla bin üç yüz. oha dedim resmen. hatta kapağına dokundum hemen bi adam geldi, o kitap 1.300 lira delikanlı dedi, elim böyle sıcak bişeye değmiş gibi reflekse çektim assiktir dedim :D uzaktan görebildiğim kadarıyla derleme gibi bişiydi ama bi de tek bi adama ait olduğunu düşünün. her bi kitaptan yeni bi makine alabilir. ikinci el D300, sıfır kilometre eos450 demek lan var mı ötesi. zenit ler fln hiç bahsetmiyorum bile. kapalı mekan, açık hava, gece, alacakaranlık, günbatımı, gün doğuşu, deniz, gökyüzü felan her koşula farklı makinesi vardır kesin. ne demek ya bin üç yüz. allam yareppim sora diyolar ki ekonomik kriz. ya ben anlamıyorum arkadaş. sanatsa sanat da bu kadar da ayaküstü şey yapılmaz insan yani, neyse ağzımı bozmiyim :)
hadi yazcam tekrar bi ara, anlatcaklarım da yok deyil. adios.

4 Kasım 2008 Salı

bordo bok olsa ya.

- aglamak istiyorum sayın seyirciler. yine orda yine orda pis köpek. üstelik bugün bi önceki otobüse bindim, mayışımı alma işlemi hesapladığımdan kısa sürünce. ama yine görüşmez miyim töbe töbe çok korktum varya. sonradan gördü zaten beni de böle bi enteresanlaştı ödevi fln bıraktı aypod dinliyorum camdan dışarı bakıyorum ayağına yattı. yapsana kızım dersini :) neyse bitti otobüs, ben hızlı hızlı okula yürüyodum acelem vardı bu sefer şey yapamadım, denk getiremedim. taşkışla kavşağında ışıklardayım, yeşile yetişemedim, kırmızıyı bekledim mecburen. tam 10-9-8 diye sayıyodu direk, yanımda belirmez mi :D ay allam nası uçtum havaya, bi an böyle ışık mışık cadde fln bulanıklaştı ben havada yürüyorum. sırıtıyorum ama böyle yere fln baktım, ters yöne baktım, hiç çaktırmıcam ya. hızlı hızlı mı yürüdün naptın, nerden çıktın çakal :) ama yarın dersim iptal oldu, hoca yokmuş, binemicem otobüse. onun umrunda olsun ya da olmasın, binemicek olmak beni içten içe hüzünlendiriyür sevgili okur. allam yaleppim, senin gri üstüne bordo yıldızlı çorabını, gri yarım konversini, dakırs gibi yumuşak kottan, rahat ama şık gri pantolonunu yiyim. farkındaysanız daha üste çıkmadım bile, o kapşonluyu, bluzu anlatamam, anlatmıyorum, kelimelerim yetmiyür çünkü, anlamayın bi tek bana kalsın, benim beynimde kalsın o görüntü :)

- briç kursu başladı bugün, çok enteresan bi sosyete. böle asosyal inek çocuklar bekliyodum, kızlı erkekli zehir gibi zeki insanlar belirdi sınıfta. sanzatü, kontr, sürkontr, bütün terimler fransızca zaten. allaan sineğine trefl diyolar ya nası karizmatik. bizde bildiğin boklu sinek yani irenç bi kaat, ama trefl demek çok güzel :)

- mediamarkt'tan mail gelmiş, özür dileyerek felan iş tecrübem olmadığından şu an için o pozisyona uygun olmadıgımı fln sölemişler, 1 sene tecrübe istiyolardı zaten en az, öylesine başvurmuştum. red de olsa gayet kibar bi cevap, haklısın medyamarkıt.

- çok yorgunum yarın okul yok diye evde kuruyasım var ama bu boşluğu da değerlendirmek lazım. önce kitap fuarı, arkasından karaköy cihangire gidicem, vurucam kendimi yollara, dağlara taşlara. bi de saçımı kestirmem lazım aslında ama ona vaktim yok haftaya kaldı. artık bir kıvırcık diil, dalgalı diil, resmen homlıs saçı oldum. fena diil ama hani bi şekle girsin be ya, yat kalk aynı kalan saç mı olur :)

- izmiri çok özledim, alsancak balçova kordon seferihisar hatta alaçatı burnumda tütüyür. 1 sene oldu gitmeyeli. hadi alaçatı seferihisar yaza kalsın okey ama izmirin kendisini çok özledim. bi teleferiğe binsek balçovada yukarda yellesek mangalı ooh. izmirin dağlarında çiçekler açar. ben varya çocukken amcamlara gidiyodum mavişehire, ki mavişehir izmirin beylikdüzüsü gibidir, karşıyakayı geç bostanlıyı geç, şehrin sonunda yani. hatta 2.etaptan fln yamanlar gözüküyo, manisa dağları :D ama o bile nası heycanlandırırdı özlemekten ölcem resmen. izmirli bi insan olsa, arkadaşım felan böyle gel dese gezelim dese, pansiyonda bile kalmayı göze alırım giderim. istemiyorum ev misafirliği fln, kalcak yer kolay. yeter ki izmir arkadaşım olsun. gel gezek desin, ordan oraya desin. yarın akşam atlar otobüse, ertesi gün gelirim resmen. yok o kadar diil ama 3-4 gün içinde gelirim, işleri ayarladıktan sonra. yok mu arttıran?

çok yazmışım, au revoir sevgili okur, dikkat et kendine.

3 Kasım 2008 Pazartesi

mıstıfa.

Mustafa' ya gittim bugün, fena diildi. yani açıkçası beklediğim gibi de diildi ama güzel bi filmdi. Ntv belgeseli tadında olmuş, hala iddaa ettikleri gibi "Atatürk'ü tüm Türkiye'ye ve dünyaya tanıtacak sivil bir sinema filmi" değil. gayet bir belgesel ve bir Türk tarafından hazırlandığı çok belli oluyo. Yani ben böyle ne kadar istemesem de fragmanlarından ve sitesinden etkilenerek güzel senaryolu fln bi sinema filmi bekliyodum, hiç görülmemiş eski videolar ve fotoraflardan meydana gelen bi kolaj çıktı karşıma, arkada Can Dündar'ın sesi.
ama yine de çok güzel yanları olan bir film. Müzikleri muhteşem ötesi, Goran Bregovic imzalı. İlk defa, "kurtuluş savası cumhuriyet yaşasın türkler" kalıbından sıyrılmış, 20. yüzyılın en büyük devrimcisini insani özellikleriyle ele almış çok güzel bi belgesel. zaten kurtuluş savaşına da çok fazla değinmeden, Atatürk'ü ön plana çıkarmışlar. Diktatör gibi gösteriliyo fln denmişti medyada, doğru. öyleymişcesine söylemler ve görüntüler yok değil. ama zaten devrim, demokrasiyi işleterek olmaz bebeyim. önce bunu öğren, sonra tartışırsın Mustafa Kemal diktatör müydü diil miydi diye. "yeni bi cumhuriyet kuralım mı leyn" diye referandum yapıcak diil heralde. kendi vizyonunu ve düşüncelerini bir milletin gelişiminin temellerini atmak için kullanmış bi adam sonuçta. ömrü yetmemiş yalnız devrimi tamamlamaya bunu daha bi farkettim filmden sonra düşünürken. 2 kişiden 1'i hala rte'ye oyunu verirken, bu devrimin tamamlanmadığını düşünüyo insan. neyse siyaset karıştırmayalım blog'a, güzel bi belgesel, gidin izleyin. 10 milyon vermeyin ama 5 yeteleyle gençtürksel'e değer.

karaköye gittim bugün, efeyle fln buluştuk ders iptal olunca. 8500 tane elektronik şey var ne acayip. çok etkilendim. akşam da alkol aldık azcık, bisikletle gelsene olm buraya uzak evin fln dedim, önüne de lava lambası takalım lan oha mütiş dedi salak :D

otobüs flörtü kadar hoş bişey yok, antibiyotik yazmıştı gerçi bi aralar. geldi yanıma oturdu böyle hem de en arkanın 5 lisinde 3 tane daha boş koltuk varken. hafif kızıl da vardı saçında. lacivert beyaz, ekoseli gömleğine vuruldum önce. beraber aypod dinledik resmen varya, böyle benim aypodumu keserken yakaladım nası sırıtıyorum kendi kendime :) döndüm camdan dışarı bakıyorum anlamasın diye. ben de onun aypodunu kestim, thom dinliyodu kendinden geçti resmen. bi kere de beni incelerken yakaladım, çakal seni :) tensel temas çok önemli dicem, oha diyenler olcak belki de. öyle diil ama gerçekten önemli. kol kola gittik bütün yol ama güzelliği sanki tanışıyomuş, çok iyi arkadaşmışcasına yakın olmakta zaten. sanki böyle potansiyel bi sevgiliyle taksime gidiyomuşuz gibi, tanışıyomuşuz kankaymış gibi. itü mimar heralde, yolda da karşıma çıktı bi daha. ama otobüsten indik, yolda karşılaştık, en sonunda ben teleferiğe devam ederken o fakültesine girdi ve bitti. işte bu güzel olan. aniden bitmesi. hiç bir söz vermeden. bi yudum almak gibi biradan, tadını damağında hissederek, hatta o tadın yavaş yavaş kaybolması. tabi yarın yine 11 buçuk otobüsüne binerse oo yes bebeyim :) oha amma etkilenmişim, bi paragraf essay yazdım resmen. ama çok hoşuma gitti napıyım. otobüsten inerken pardon isminiz ne diye sorcak kadar cesur hissettim ama tabi ki de yemedi. yarın da gelsen. 11 buçuk otobüsü. pliz. bordo bilekliğini unutma.

1 Kasım 2008 Cumartesi

lava


- lava lambası aldım, çok güzel bişey. başlık da ordan geliyür. başlık bulamadığım için lava koydum. sizi bi süredir böyle başlıksız günlük olay hikayeleriyle oyalıyorum ne yazık ki, ama güzel şeyler yazıcak kafa kalmıyo. olcak inşalla dur bakalım sevgili okur. lava lambası diyodum. 15 liraya aldım, şeffaf içinde mavi, çok güzel. izlemekten ölücem o derece. hani böyle kedi köpek lazeri fln yada akvaryumları salak gibi izliyo ya durmadan. öyle izliyorum her gece. uyurken de onla uyuyorum çok güzel oluyo. yattığım yeri bilmiyorum, sarhoş sızmış gibi uyutuyo valla. alın derim. ilk çalışmasında çok pis kokar yalnız, yanık gibi. aldırmayın sonradan geçiyo.


- çalışmaktan helak oldum, tam bir biznıs men. yaptığım bişey de yok hani öyle ama satış elemanı olmak zor. acayip makine satıyorum yalnız. bi anlatırım almicak adam alır gider. zaten axess bonus ve card finans'a da 12 taksit vade farksız. bi de sevdiğim müşteriye 2gb sd kart da hediye ediyorum. adam almasın da napsın şimdi. bi kız gelmişti dün, bi makineyi çok sevdi ayırttırdı fln alcam akşam dedi, dün akşam gelmedi tamam mı. böyle birazcık da muabbet ettik yani kehkeh güldük baya, hafif flörtöz. o gelmedi dün akşam nası üzüldüm varya, istifa edesim geldi, ekilmiş gibi oldum. ama boşuna üzülmüşüm :) bu sabah geldi aldı gitti. hem de özür diledi dün akşam gelemedim kusura bakma ablamı ikna edemedim dışarı çıkmaya felan dedi, ablasının kartıyla aldı. 2gb sd de verdim tabi, vermez miyim. burdan seslenelim, güle güle kullan beybi :) bi de okuyanlardan biriymiş var ya, of nasıl rezalet olur. elleh korusun töbe töbe.

- slr makine almaya karar verdim, çok ciddi düşüncelerim var pentax ve nikon ile ilgili. hatta bu kazandığım paraları komple oraya yatırabilirim. lacivert bi vosvos almak istiyodum asıl ama bak şimdi yine kafam karıştı sevgili okur. kazandığım tüm parayı hangisine yatırmalıyım. vosvos dedim de banka kredisiyle tabi :) şimdi aramızdan bir kaç matematik dehası arkadaşımız çıkar, vosvos mu alcan kazandığın parayla oha der, ya da ne biliyim slr makineyi duyunca 1 buçuk 2 milyar kazandığımı fln zanneder, yok öyle bişey. öyle olsa zaten 1 ay çalışır çıkarım. umrumda olur mu, olmaz :)
mephisto da eleman arıyomuş jolene'im söyledi, kb 'da da yarı garanti bi işim var gibi, gitsem olcak gibi bi iş var, işte bu işleri bahar yarıyılında fln, ya da yeni yılda eve çıktığımızda düşünüciiz.

- bi iki cd var mağazada, 15 gündür fln aynı şarkıları çalıyolar, totalde 200 şarkı fln. ama ezberledim hepsini. bi tanesini beğenip de bulamadıydım, dido zannedip öyle aramıştım. bu gece buldum, sex&city soundtrack lerindenmiş. Jem - It's Amazing. güzel şarkı. imeem' e upload etcektim de üşendim. dinleyin ama bence, dido gibi çok güzel bi ses. acaba dido mu o, grup felan mu kurdular. beni bu konuda bi aydınlatın bilgili okur. adios* diyorum :)
* sinyorita'ya da el sallamış olduk. :)